Zehra Kaymaz: Çakal Islığı ve Kanlı Çukur, Hazırlıksız Yakalandığımız İhanet
Bir zamanlar teröriste amasız fakatsız "terörist" denilen günlerden, bebek katillerinin affının tartışıldığı günlere nasıl geldik? Siyasetin kanlı pençesi, uğruna bedel ödediğimiz değerleri nasıl tersyüz etti? Dünün net duruşlarından bugünün siyasi masalarına savrulan Türkiye'nin acı hafızası...
Teröriste Terörist Denen O Zamanlar Yıl 2015, İstasyon Meydanı... Erzurum’daki o HDP mitingini ve sonrasında yaşananları duymayan, bilmeyen kalmamıştır. Bir zamanların Türkiye’siydi orası... Henüz teröriste amasız fakatsız "terörist" dendiği, bebek katillerinin isminin önüne "sayın" unvanının iliştirilmediği zamanlar. "Gerekirse soğan ekmek yeriz ama vatanımızı satmayız" diyenlerin gür sesinin duyulduğu, net bir dönemdi. "Ülkenizi böleceğiz ama sadece keleşle değil, boynumuza kravat da takabiliyoruz" diyerek Meclis'e ilk adımlarını attıklarında, karşılarında sessiz kalmayan siyasiler vardı. Öyle ki siyasette birini gözden düşürmenin en kesin yolu, ona terörist demekti.
Çakal Islığına Yenilen Kurtlar O zamanların Türkiye’sinde güvendiğimiz, sırtımızı yasladığımız Ocaklar vardı. "Siyasetçi eğilip bükülebilir, duruş değiştirebilir ama Ocaklar sessiz kalmaz" dediğimiz zamanlardı. Çakal ıslığının, kurt sürüsüne bu denli tesir edebileceğini henüz bilmediğimiz; halk olarak kandırılışımızın o acı faturasını, 15 Temmuz'u henüz yaşamadığımız zamanlar... O dönemin üzerinden çok sular aktı ama hafıza silinmedi. Tıpkı yaklaşık üç sene önce, 7 Mayıs 2023 tarihinde, Selahattin Demirtaş’a duyduğu saygıyı dile getiren CHP’nin, Erzurum il sınırlarında nasıl taşlandığı gerçeği gibi.
Siyasetin Kanlı Pençesi ve Sarsıcı Paradoks Biz o günlerde "kardeşlik türküleri"nin sahteliğini, çözüm sürecinin bir işe yaramayacağını acı tecrübelerle öğrenmiştik. "Gözü toprağımızda olanın gözünü oyarız" netliğindeydik. Bu topraklarda huzur bulmanın kolay olmadığını, kanla işlenmiş bir bayrağın rüzgarsız da olsa dalgalanması için bedel gerektiğini bilirdik. Fakat siyasetin o kanlı pençesinin, benliğimize bu kadar pervasızca uzanabileceğini göremedik. O kravatlıların Nene Hatun’un mirasına bile sahip çıkıyormuş gibi yapmalarına; o aşağılık katillerin "özgürlük" masallarıyla baş köşede ağırlanmalarına hepimiz hazırlıksız yakalandık.
Bir başka deyişle; "Sinan Ateş’in hakkını CHP’nin arayacağını, teröristbaşı Apo’nun affını MHP’nin isteyeceğini rüyamda görsem inanmazdım. Olur mu? Oluyor işte…"
O Kanlı Çukurun Üzerinden Atlayamazsınız Bugün miting meydanlarında, geçmişte kendi elleriyle kazdıkları o kanlı çukurun üzerinden atlayıp "Bizi sizden uzak görmeyin" diyebiliyorlar. Onlar siyasi ikballeri, o koltuklarda biraz daha oturabilmek için o çukuru unutabilirler. Bizden de unutmamızı isteyebilirler. Fakat o çukur; üzerinden atlanamayacak kadar geniş, boğulmadan geçilemeyecek kadar derindir.
Çünkü o masalardaki "özgürlük türkülerinin" ardında; öksüz, yetim, aç ve evlatsız bırakılan bizlerin ödediği bedeller yatmaktadır.






Benzer Haberler
Zehra Kaymaz: Çakal Islığı ve Kanlı Çukur, Hazırlıksız Yakalandığımız İhanet
Zehra Kaymaz: Çatlayan Duvar, Parçalanan Hayatlar
Erzurum Meclis’te Var mı, Yok mu? Yoklama Krizi, Göç ve Temsil Meselesi